Åžifremi unuttum
Forum Son Konular İletişim Dergi
Felsefe | Kültür Sanat | Siyaset | Teknoloji | Yaşa

Ana sayfa > Felsefe > Antropoloji > Ataerkillik,Uygarlık Ve Toplumsal Cinsiyetin Köken

Åžuan 0 kiÅŸi konuyu inceliyor. [ ]

Ataerkillik,Uygarlık Ve Toplumsal Cinsiyetin Köken


20 Temmuz 2008
09:00 Pazar
Ataerkillik,Uygarlık Ve Toplumsal Cinsiyetin Köken
Ataerkillik, Uygarlık ve Toplumsal Cinsiyetin Kökenleri
John Zerzan



Uygarlık, esas itibariyle doğanın ve kadının üzerinde uygulanan tahakkümün tarihidir. Ataerkillik, kadına ve doğaya hükmetmek anlamına gelir. Temel olarak bakıldığında bu iki kavram aynı anlama mı gelmektedir?

        Felsefe, iÅŸ bölümünde ortaya çıkan ve  ortaya çıktığı andan bu yana yayılan bir ıstırabın krallığını, onun uzun sürecini çok defa görmezden gelmiÅŸtir. Héléne Cixous felsefe tarihini ?babaların zinciri? olarak tanımlar. Tıpkı ıstırap gibi, kadınlar da bu zincirde yer almaz ve kuÅŸkusuz birbirlerinin en yakın akrabasıdırlar.

        Nitekim, anti-feminist edebiyat kuramcılarından biri olan Camile Paglia, uygarlık ve kadını şöyle baÄŸdaÅŸtırır:

        ?Üstü açık bir yük vagonundan kocaman bir vinç. Gördüğümde, sanki kilisede bir törendeymiÅŸim gibi huÅŸu ve saygıyla duraklarım. O nasıl bir tasarım gücü: O ne görkem: bu vagonlar bizi anıtsal mimarinin ilk olarak hayal edildiÄŸi ve hayata geçirildiÄŸi yere, eski Mısır?a baÄŸlıyor. Uygarlık kadınların ellerine bırakılmış olsaydı, hala sazdan kulübelerde yaşıyor olacaktık.? (1)

        uygarlığın ?zaferler?i ve kadınların bunlara ilgisizliÄŸi. Bazılarımız için ?sazdan kulübeler?, baskının ve yıkımın ÅŸekillendirdiÄŸi o yanlış yolu seçmemiÅŸ olmayı simgeliyor.  Teknolojik uygarlığın ölüm dürtüsünün küresel çapta olduÄŸunu, her yere bulaÅŸtığını göz önünde bulundurduÄŸumuzda, keÅŸke hala sazda kulübelerde yaşıyor olsaydık.

        Egemen model, kadınların ve doÄŸanın deÄŸerini evrensel boyutta en aza indirdi. Bunun neyi ÅŸekillendirdiÄŸini kim göremiyor? Ursula Le Guin, Paglia?nın ikisini de reddediyor olmasını saÄŸlıklı bir ÅŸekilde düzeltiyor:

        ?Uygar Erkek şöyle der: Kendi olan benim, Efendi benim, geri kalan her ÅŸey ötekidir- dışarıdadır, aÅŸağıdadır, alttadır, itaat edendir. Ben sahip olurum, ben kullanırım, ben sorgularım, ben faydalanırım, ben kontrol ederim. Önemli olan benim yaptığımdır. Benim ne istediÄŸim tek nedendir. Ben benim, gerisi benim uygun gördüğüm ÅŸekilde kullanılacak olan kadınlar ve el deÄŸmemiÅŸ vahÅŸi arazidir.? (2)

            Å?üphesiz, ilk uygarlıkların anaerkil olduÄŸuna inanan pek çok insan var. Ama hiçbir antropolog ya da arkeolog, ki içlerinde feministler de var, bu tür toplumların var olduÄŸuna dair bulguya ulaÅŸamadı. Sherry Ortner, ?Bırakın anaerkil olmayı, tam anlamıyla eÅŸitlikçi bir kültür arayışı sonuçsuz kalmıştır? (3) hükmüne varmıştır.

        Oysa, erkek tarafından belirlenen kültür, içinden çıkılmaz bir hal almadan ve evrensel olmadan önce, kadınların erkeklere daha az tabi olduÄŸu uzun bir zaman dilimi de vardı. 1970?lerden bu yana, Adrienne Zihlman, Nancy Taner ve Frances Dahlberg (4) gibi antropologlar, daha önce odaklanılan noktayı ya da şöyle diyelim, ?Avcı Erkek?in karşısına ?Toplayıcı Kadın?ı koyan tarih öncesine ait bir kliÅŸeyi düzeltmiÅŸlerdir. Burada kilit nokta; genel olarak ortalamaya bakıldığında, tarım öncesi göçebe toplumların yiyeceklerin %80?ini toplayıcılık, %20?sini ise avcılıkla karşılıyor olmasıdır. Avcılık-toplayıcılık arasındaki ayrımı abartmak ve kayda deÄŸer ölçüde toplulukta kadının avcılık, erkeÄŸin toplayıcılık yapmış olmasını görmezden gelmek mümkündür.(5)

        Ancak, toplayıcı toplumlarda kadınların özerk olmasının altında yatan temel neden, besin için gerekli kaynakların, kendi faaliyet alanları içinde hem erkekler hem kadınlar için ulaşılabilir olmasıydı.

        Avcı-toplayıcı ya da toplayıcı toplumların, ana hatlarıyla eÅŸitlikçi bir kültürel yapılarının olması baÄŸlamında; Eleanor Leacock, Patricia Draper ve Mina Caulfield gibi antropologlar, kadın ve erkek arasındaki iliÅŸkiyi ekseriyetle eÅŸitlikçi olarak tanımladılar. (6) böyle durumlarda, yani bir ÅŸeyi temin eden kimsenin aynı zamanda onu paylaÅŸtırdığı, gerekli yiyeceÄŸin %80?ini kadınların temin ettiÄŸi durumlarda; göçebe toplumun nereye gideceÄŸine, nerede konaklayacağına karar veren çoÄŸunlukla kadınlardır. Aynı ÅŸekilde, tarım öncesi toplumların kullandığı taÅŸ aletleri hem kadınların hem erkeklerin yaptığına dair bulgular da var. (7)

        Anasoylu hanelerin temel alındığı Pueblo, Iroquois, Crow ya da öteki yerli amerikan topluluklarında, kadınlar bir evlilik iliÅŸkisini herhangi bir zamanda sona erdirebilirler. Bunların ötesinde, göçebe toplumdaki kadın ve erkekler özgürce - ve gayet barışçıl bir biçimde ? istedikleri topluluÄŸa girip çıkabilirler ya da istedikleri iliÅŸkiyi baÅŸlatıp sona erdirebilirlerdi. (8) Rosalind Miles?ın belirttiÄŸi gibi, erkekler, kadınların emeÄŸine hükmedip faydalanmadıkları gibi ?kadınların bedenini, çocukları ya çok az kontrol ediyorlar ya da hiç etmiyorlar; bekareti ve iffeti fetiÅŸleÅŸtirmiyor, kadınların cinsel ayrıklığı olması gerektiÄŸi talebinde bulunmuyorlardı.? (9) Zubeeda Banu Quraishy ?de Afrika?dan bir örnek gösteriyor ?Mbuti toplumsal cinsiyet iliÅŸkilerinin ayırt edici özelliÄŸi uyum ve dayanışmaydı.? (10)

        Yine de insan düşünmeden edemiyor, durum gerçekten hiç böyle umut verici olmuÅŸ muydu? Görünüşe göre evrensel bir boyuta varan, biçimi farklılar gösterse de özü aynı kalan kadının deÄŸersizleÅŸtirilmesi durumunda, baÅŸka türlüsünün nasıl ve ne zaman yaÅŸandığı sorunu. Toplumsal varoluÅŸta, toplumsal cinsiyete dayanan temel bir bölünme ve b bölünmeden açıkça görülen bir hiyerarÅŸi var. Felsefeci Jane Flax?a göre tüm kökleÅŸmiÅŸ ikilikler, bunların içinde özne-nesne, akıl-beden ikilikleri de var, toplumsal cinsiyetteki ihtilafın yansımalarıdır. (11)

        Toplumsal cinsiyet, cinsiyetlerin arasında var olan doÄŸal/fizyolojik ayrım gibi deÄŸildir. Toplumsal cinsiyet, kültürel bir sınıflandırma, çok büyük bir öneme sahip tek kültürel biçim olabilecek cinsiyete dayalı iÅŸbölümü temelinde var olan bir derecelendirmedir. Toplumsal cinsiyete dayalı iÅŸbölümü temelinde var olan bir derecelendirmedir. Toplumsal cinsiyet, eÅŸitsizliÄŸi ve tahakkümü yaratıyor ve meÅŸrulaÅŸtırıyorsa, sorgulanacak daha önemli ne olabilir? Öyleyse, kökler ve geleceÄŸimiz söz konusu olduÄŸunda toplumsal cinsiyetin olmadığı bir insanlık tartışması kendini ortaya koyuyor.

        İşbölümünün, evcilleÅŸtirmeye ve  uygarlığa öncülük ettiÄŸini, günümüzde ise tahakkümü küresel çapta bir sistem olarak yürüttüğünü biliyoruz. Yapay bir biçimde kabul ettirilen iÅŸbölümünün, toplumsal cinsiyetin ortaya çıkış ÅŸekli ve onu oluÅŸturan biçim olduÄŸu da ayrıca ortaya çıkıyor.

        YiyeceÄŸin paylaşılması, uzun bir süre boyunca toplayıcılığa dayanan hayat tarzının ayırt edici niteliÄŸi olarak kabul edildi. Uygarlığın yalıtılmış ve içine kapanmış aile yaÅŸantısına karşı olarak, bugün sayıca çok az da olsalar bazı avcı-toplayıcı toplumlarda hala görülen, çocukların bakımı konusundaki sorumluluÄŸu paylaÅŸmak da, bu niteliklerden biriydi. Ailenin ebedi bir kurum olmadığını düşünebiliyorsak, benzer bir ÅŸekilde insanın evriminde sadece kadının annelik rolünü üstlenmesi de kaçınılmaz deÄŸildir. (12)

        Toplum, iÅŸbölümüyle bir bütün haline gelir, aile de cinsiyete dayanan bir iÅŸbölümüyle. BütünleÅŸme ihtiyacı bir gerilimin, birlik beraberlik için temel oluÅŸturma arayışındaki bir ayrışmanın ipuçlarını taşır. Bu anlamda Testart haklıdır: ?Akrabalığın doÄŸasında olan hiyerarÅŸidir.? (13) İşbölümünün temelinde yer almaları nedeniyle, akrabalık iliÅŸkileri üretim iliÅŸkileri haline gelir. Cucchiari?nin iÅŸaret ettiÄŸi gibi, ?Toplumsal cinsiyet, akrabalığın doÄŸasında vardır, onsuz var olamaz.? (14) tam da bu alanda, doÄŸanın olduÄŸu kadar kadının üzerinde uygulanan tahakkümün kökeni incelenebilir.

        Göçebe toplumlardaki toplayıcı topluluklarda uzmanlaÅŸmış roller önemini yitirirken, eÅŸitsizlik ve gücün türevleri doÄŸrultusunda geliÅŸen akrabalık yapıları, iliÅŸkilerin altyapısını biçimlendiriyordu. Kadınla,r karakteristik olarak, çocuk bakımını üstlendikleri rolle hareketsiz kılındı; toplumsal cinsiyetin varsayılan gerekliliklerin ötesinde, bu kalıbın sınırları daha sonra iyice keskinleÅŸti. Toplumsal cinsiyet temelli ayrım ve iÅŸbölümü aÅŸağı yukarı Orta Paleolitik çaÄŸdan Üst Paleolitik çaÄŸa geçiÅŸte ortaya çıktı. (15)

        Toplumsal cinsiyet ve akrabalık sistemi, içlerinde yer alan biyolojik özneleri karşısına alan, hatta onların üzerine kurulan kültürel yapılardır, Juliet Mitchell?in ifadesiyle ?her ÅŸeyin ötesinde, davranışın sembolik örgütlenmesi.? (16) aslında toplumsal cinsiyetin ÅŸekillendirdiÄŸi toplumun, ?çok keskin bir biçimde ikiye bölünmüş evreni sembolik olarak bir araya getirme?nin (17) gerektirdiÄŸi gibi sembolik kültürün kendisine bakmak daha açıklayıcı olacaktır. Önce hangisi vardı sorusu ortaya atılır ve cevabını bulmak zordur. Oysa, temel dayanağı cinsiyete dayalı iÅŸbölümü olan toplumsal cinsiyetin açıkça ortaya çıkışına kadar sembolik faaliyetlere (örneÄŸin maÄŸara resimleri) dair bulguların olmadığı çok açıktır. (18)

        Üst Paleolitik çaÄŸa kadar, evcilleÅŸtirme ve medeniyetin Neolitik Devrimi?nin hemen öncesindeki dönem, cinsiyet devrimi zaferini ilan etti. Yaklaşık 35000 yıl önce, eril ve diÅŸil semboller ilk maÄŸara resimlerinde vardı. Toplumsal cinsiyet bilinci, ikiliklerin kuÅŸatıcı birliÄŸi, bölünmüş toplumun kuruntusu olarak ortaya çıkar. Bu yeni kutuplaÅŸmada, hareket toplumsal cinsiyetle iliÅŸkili, toplumsal cinsiyetle iliÅŸkili,, toplumsal cinsiyet tarafından tanımlı hale gelir. Avcının rolü, örneÄŸin, erkeklerle birliÄŸe, bu birliÄŸin arzu edilen davranışlar olarak erkek cinsiyetiyle ilgili gereklerine doÄŸru geliÅŸir.

        Grubun yiyecek aramak ve çocuk yetiÅŸtirmek için müşterek sorumluluÄŸu gibi daha bölünmez ve genelleÅŸmiÅŸ olanlar, cinsel kıskançlığın ve mülkiyetçiliÄŸin ortaya çıktığı ayrılmış alanlar haline geldi. Aynı zamanda, sembolik ayrı bir alan ya da gerçeklik olarak ortaya çıktı. Bu, ritüelde ve pratiÄŸinde yer aldığı kadar sanatın içeriÄŸinde de ortaya çıkar. Günümüzden uzak geçmiÅŸi tahmin etmek tehlikelidir, yine de var olan endüstrileÅŸmemiÅŸ toplumlar buna ışık tutabilirler. Papua Yeni Gine?li Bimin Kushusmin?ler, örneÄŸin, eril-diÅŸil ayrımını temel ve tanımlayıcı olarak yaÅŸarlar. Finiik denilen eril ?öz?, sadece güçlü, savaşçı özellikleri deÄŸil, ritüel ve denetimle ilgili özellikleri de gösterir. Khaapkhabuurien ya da diÅŸil ?öz? vahÅŸi ve tenseldir, ritüelden bihaberdir. (19) Benzer ÅŸekilde, kuzeybatı Sibiryalı Mansiler, kadınların ritüel pratiklere katılımlarına sınırlamalar getirirler. (20) göçebe toplumlarında, ritüelin varlığı yada yokluÄŸunun kadının boyun eÄŸmesi sorusunda hayati olduÄŸunu söylemek abartı sayılmaz. (21) Gayle Rubin şöyle bitirir: ?kadınların dünya tarihindeki yenilgisi kültürün kökenleriyle meydana geldi ve kültürün ön koÅŸuludur?. (22)

        Sembolik kültürün ve toplumsal cinsiyetin ÅŸekillendirdiÄŸi yaÅŸamın eÅŸzamanlı yükseliÅŸi tesadüf deÄŸildir. Her biri, ayrılmamış, hiyerarÅŸik olmayan yaÅŸamdan temel farklılıklar içerir. GeliÅŸmelerinin ve geniÅŸlemelerinin mantığı cisimleÅŸtikleri gerilim ve eÅŸitsizliklere tepkidir; ikisi de diyalektik olarak ilk yapay iÅŸbölümüne baÄŸlıdır.

        Cinsiyet/sembolik deÄŸiÅŸimin tepesinde, görece olarak, tarıma ve medeniyete doÄŸru baÅŸka bir Büyük İleri Sıçrama oldu. Bu, önceki iki milyon yıllık tahakküm uygulamayan zekayı ve doÄŸayla yakınlığı hükümsüz kılarak, nihai ?doÄŸanın üzerine çıkma?dır. Bu deÄŸiÅŸim, iÅŸbölümünün pekiÅŸmesi ve yoÄŸunlaÅŸması olarak beliryecidir. Meillasoux bunun baÅŸlangıcını bize hatırlatır:

        ?DoÄŸanın içinde hiçbir ÅŸey cinsiyete dayalı iÅŸbölümü veya evlilik, karı-kocalık yada evlatlık gibi kurumlar olduÄŸunu anlatmaz. Bunların hepsi kadınlara zorla kabul ettirilmiÅŸtir, bu yüzden hepsi, açıklama olarak kullanılmayan, açıklanması gereken, medeniyetin gerçekleridir.? (23)

        Kelkar ve Nathan, örneÄŸin, batı Hindistan?daki çiftçilerle karşılaÅŸtırıldığında, avcı-toplayıcılar arasında, çok fazla toplumsal cinsiyet özelliÄŸi bulamadılar. (24) Yiyecek toplamadan yiyecek üretimine geçiÅŸ, her yerdeki toplumlar arasında benzer radikal deÄŸiÅŸimler getirdi. Günümüze yakın bir örneÄŸi aktarmak öğreticidir, Güneybatı Amerikalı Muskogee halkı, evcilleÅŸtirilmemiÅŸ ormanın gerçek deÄŸerini sürdürdüler: sömürgeci uygarlar, bu tutuma Muskogee anasoycu geleneÄŸini babasoycu iliÅŸkilerle deÄŸiÅŸtirerek saldırdılar. (25)

        VahÅŸinin kültürele dönüşümünün yeri evdir çünkü kadınlar giderek bunun ufuklarıyla sınırlandırıldılar. EvcilleÅŸtirme burada temellendi (etimolojik olarak da, Latince domus?tan ya da evden): ağır ve sıkıcı iÅŸ, yiyecek aramadan daha az güç, birçok çocuk ve erkeklerden daha az yaÅŸam süresi, kadınlar için tarımsal varoluÅŸun özellikleri arasındadır. (26)

        Burada farklı bir ikililik ortaya çıkar, birçoÄŸu için, birçok nesil için var olmayan iÅŸ ve iÅŸ olmayan arasındaki fark. Toplumsal cinsiyete dayalı üretim alanları ve bunların sürekli geniÅŸlemesiyle, kültürümüzün ve düşünce tarzımızın ileri temelleri oluÅŸtu.

        Tamamen pasifize edilmemiÅŸse sınırlandırılmış olan kadınlar pasif olarak tanımlanır. DoÄŸa gibi, üretmek için yapılmış bir ÅŸey olarak deÄŸere sahiptir, dölleme ve harekete geçmeyi kendi dışından bekler. Kadınlar, küçük, hareketli anarÅŸik gruplardaki özerklik ve göreceli eÅŸitlikten, büyük, karmaşık, hükümetli yerleÅŸimlerdeki kontrollü statülerine doÄŸru hareketi yaÅŸadılar.

        Mitoloji ve din, bölünmüş toplumun bedelleri, kadınların indirgenmiÅŸ durumunu doÄŸrular. Homeros?un Yunanistan?ında, nadasa bırakılmış toprak (tahıl kültürüyle evcilleÅŸtirilmemiÅŸ) diÅŸil kabul edilir, Kalypso?nun, Kirke?nin evi, Odisseyus?u medeniyetin iÅŸlerini bırakması için baÅŸtan çıkaran Sirenler. Toprak ve kadın, yine tahakkümün özneleridir. Fakat bu emperyalizm, Prometheus ve Sisyphu?un hikayelerinde evcilleÅŸtirme ve teknolojiyle baÄŸlantılı cezalardaki gibi suçlu vicdanın izlerine ihanet eder.

        Tarım projesi, Demeter?in hikayelerindeki ırza geçme olayları gibi, (bazı alanlarda diÄŸerlerinden daha fazla olmak üzere) tecavüz olarak hissedildi. Zamanla kayıplar arttıkça, Yunan mitinin büyük anne-kız iliÅŸkileri ? örn. Demeter-Kore, Klytemnestra-Iphegenia, Jocasta-Antigone ? yok olur.

        İncil?in ilk kitabı Yaratılış?ta, kadın erkeÄŸin bedeninden doÄŸar. Cennet?ten KovuluÅŸ, avcı-toplayıcı hayatın ölümünü, tarıma ve ağır iÅŸe kovulmayı temsil eder. KovuluÅŸ?un suçunu taşıyan Havva, tabii ki, sorumlu tutulmuÅŸtur. (27) Tamamen ironi olarak, Bahçe miti gerçekte senaryosunun ana kurbanını suçlarken, bu evcilleÅŸtirmede doÄŸa ve kadın korkusu ve reddi vardır.

        Tarım, cinsiyet oluÅŸumu ve geliÅŸimiyle ne baÅŸladıysa bunları tamamlayan bir zaferdir. Bereketin mihenk taşına baÄŸlanan Tanrıça figürünün varlığına raÄŸmen, genelde Neolitik kültür erkeklikle ilgilidir. Bu erkekçiliÄŸin duygusal boyutlarından, Cauvin?in göz önüne aldığı gibi, hayvanların evcilleÅŸtirilmesi öncelikle bir erkek giriÅŸimidir. (28)

        Mesafe koyma ve iktidar vurgusu, ÅŸimdiye kadar bizimleydi; sınır geliÅŸimi, örneÄŸin, erkek enerjisinin kadın doÄŸasını baskı altına alması, bir sınırdan sonra diÄŸeri. Bu yörünge, ezici boyutlara ulaÅŸtı ve her yerde birden bulunan teknolojiyle ilgili yükümlülüklerimizden kaçamayacağımız her tarafta bize anlatılıyor. Fakat, ataerkillik de her yerde, ve bir kere daha doÄŸanın deÄŸersizliÄŸinden bahsetme cüretinde bulunuyor. Bereker versin ki, ?çoÄŸu feminist? diyor Carol Stabile, ?teknolojinin reddi esasında ataerkilliÄŸin reddiyle özdeÅŸtir? i savunuyor. (29)

        Bedenden ve onun toplumsal cinsiyetle ÅŸekillenmiÅŸ boyun eÄŸme tarihinden sanal ve cyborg bir kaçışı konumlandıran teknolojik giriÅŸimin bir kısmını savunan baÅŸka feministler de var. Fakat, bu kaçış aldatıcıdır, ataerkilliÄŸi oluÅŸturan baskıcı kurumların tüm maiyetini ve mantığını unutmaktır. Bu bedensizleÅŸtirilmiÅŸ ileri teknoloji geleceÄŸi aynı yıkıcı sürecin daha fazlası olabilir.

        Freud, toplumsal cinsiyetle ÅŸekillenmiÅŸ özne olarak bir kiÅŸinin yerini almayı kültürel ve psikolojik olarak temel aldı. Fakat onun teorileri zaten varolan cinsiyetleÅŸtirilmiÅŸ öznelliÄŸi farz eder ve birçok soru ortaya atar. İktidar iliÅŸkilerinin ifadesi olarak toplumsal cinsiyet ve bu dünya biseksüel yaratıklar olarak geliÅŸimiz gibi çeÅŸitli düşünceler ele alınmadan kalmıştır.

        Carla Freeman, ?Yerel: DiÅŸil gibi Küresel: Eril midir? KüreselleÅŸmenin Cinsiyetini Yeniden Düşünmek? makalesinde yerinde bir soru sorar. (30)

        Modernitenin genel krizinin kökeninde toplumsal cinsiyetin dayatılması vardır. Ayrım ve eÅŸitsizlik, sembolik kültürün ortaya çıktığı dönemde burada baÅŸlar, çok geçmeden evcilleÅŸtirme ve medeniyet gibi nihai halini alır: ataerkillik. Toplumsal cinsiyetin hiyerarÅŸisi sınıf sisteminden ve küreselleÅŸmeden daha fazla ıslah edilemez. Radikal bir kadın özgürleÅŸme hareketi olmadan, her yerde korkunç bir çan çalan ölümcül hile ve sakatlanmaya mahkumuz. Kökten bir toplumsal cinsiyetsizliÄŸin bütünlüğü kurtuluÅŸumuz için reçete olabilir.


İletişim | Üye olmak istiyorum | Şifremi unuttum
Son bir saattir 5 kiÅŸi sofistike'de [ ]