Şifremi unuttum
Forum Son Konular İletişim Dergi
Felsefe | Kültür Sanat | Siyaset | Teknoloji | Yaşa

Ana sayfa > Felsefe > Sosyoloji > Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma

Şuan 0 kişi konuyu inceliyor.

Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma


23 Aralık 2008
05:00 Salı
Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma
Nesnel olarak nitelenen dinin desteğinin yitimi, kapitalizm öncesi kalıntıların feshi olan sosyolojik teori, teknolojik ve sosyal farklılaşma ya da uzmanlaşmayla birlikte kültürel bir kaosa öncülük ederek her gün yanlışlanıyor; üstelik şimdi aynı etkiyi herşey üzerinde yaratıyor. Filmler, radyo ve dergiler her parçada ve bütünde hep aynı kalan bir sistem oluşturuyor! Politik karşıtların estetik aktiviteleri bile kesin olan sistemin ritmine gayretli bir itaat içerisinde... Otoriter ülkelerde etkileyici endüstriyel yönetim büroları ve sergi merkezleri hemen hemen birbirleriyle aynı. Uluslarararası şirketlerin dahiyane planlaması olan; her yerde boy gösteren muazzam parlaklıktaki kuleler ivme kazanmış olan serbesleşmiş girişimci sistemin dışardan görünümleri... ?imdi betondan yapılmış şehir merkezlerinin yanında daha eski evler gececekondu görünümünde ve dayanıksız yapılarıyla dağın eteklerindeki yeni evler teknik ilerlemelerinin övgüleri içerisinde bir teneke gibi kenara atılmayı bekliyor. ?ehir iskan projeleri, bireyi; küçük yaşam alanlarında bağımsız görünen, rakibine daha önemsizmiş gibi davranan biri haline getirdi bile; işte kapitalizmin gerçek gücü... Çünkü yerleşimciler, tüketiciler ve üreticiler olmak üzere aynı işin ve zevkin merkezine çekildiler, tüm yaşayan varlıklar iyi işleyen komplekslere dönüşüverdi. Toplumun küçük ve büyük gruplarının sıradışı birlikteliği, erkekleri bu kültürün bir modeli olarak sundu: belirli ve genel olanın yanlış kimliği! Suni çerçevesinin çizgileri görünmeye başlayan tekel altındaki bütün kitle kültürleri özdeştir. En yüksek mevkilerdeki insanlar bu tekelin görünümünü saklamakla pek ilgili değildir, şidddeti ortaya çıktıkça daha da güçlenecektir. Sinema ve radyo sanatmış gibi görünmeyi çok uzun süre devam ettirmez. Gerçek şu ki bunlar yalnızca üretilen şeyin yararlılığını ortaya koymak adına oluşturulan ideolojinin içeriğidir... Kendilerine endüstri adını veren bunlar, yöneticilerinin geliri yayımlandığında, hiç şüphe yok ki ürettikleri malın sosyal faydasını düşünecek durumda değillerdir!

İlgili kesimler kültür endüstrisini teknolojik terimlerle açıklar. Zorunlu olan kopya ilerlemelerin kaçınılmaz olarak pek çok yerde aynı ürünlerle tatmin edilebilen benzer gereksinimlere ihtiyaç duyduğu, milyonlarcasının bu yüzden onun içinde olduğu anlatılır. Teknik zıtlığın, çok büyük oranlarda dağılmış yaygın tüketim noktaları ve az sayıda üretim merkezi, yönetim tarafından plânlamaya ve organizasyona gereksinim duyduğu söylenir. Bununla birlikte iddia edilir ki, tüketicilerin ihtiyaçlarına göre ayarlanan standartlar ilk sıraya yerleştirilir, bu yüzden de çok az direnmeyle karşılaşarak kabul görür. Sonuç sistemin birliğini daha da güçlendirecek manipülasyon ve hukuk ihtiyacının birliğidir. Teknolojinin toplum üzerinde elde ettiği gücün en önemli boyutunun bunların toplum üzerindeki ekonomik gücü olduğu gerçeğinden bahsedilmez. Teknolojik neden kendi baskınlığının nedenidir. O kendinden ayrı olan toplumun zorlayıcı doğasıdır. Arabalar, bombalar, sinemalar; onların ulaştığı seviye, onun gücünü yanlış yönde ilerlettiğini gösterene kadar onları birlik halinde tutar. O kültür endüstrisini standardizasyon ve kitle üretiminin başarısından daha ileriye götüremedi; hem de işin mantığı ile sosyal yaşam arasındaki tüm içerikleri feda ederek!

Bu teknolojideki ilerleme yasasının bir sonucu değil ama bugünün ekonomisinin bir fonksiyonu. Merkezi kontrole direnebilme bilinci çoktan kişisel bilinç tarafından bastırılmış durumda... Telefondan radyoya geçiş rolleri farklılaştırdı. Öncekisi aboneye kendi rolünü oynama izni verdi ve özgürlükçüydü; sonraki ise demokrattı: tüm katılanları dinleyiciler haline dönüştürdü ve onları otoriter bir şekilde hemen birbirleriyle aynı olan radyo programları yayınlamaya zorladı. Buna karşı durabilecek makinalar icat edilemedi ve özel yayımcılar özgürlükten yoksun bırakıldı. Varolduğu söylenen amatörler alanına hapsedildiler ve yukarıdan gelen düzenlemeleri kabul etmek zorundaydılar.



Ama resmi yayımlamada halkta kendiliğinden oluşan her iz profosyoneller tarafından seçilen kaliteli insan bulucular, stüdyo yarışmaları ve resmi programların her türüyle kontrol edilir ve soğrulur. Kaliteli olanları çok öncelerden onların çok fazla bilmediği bir endüsriye ait olur. Böyle olmasaydı; içinde olmaya çok fazla istekli olmazlardı. Halkın davranışı, görünürde ve gerçekte kültür endüstrisinin sistemine yardım eden, sistemin bir parçası ve bu davranış onun için bir kusur değil. Sanatın herhangi bir dalı farklı bir çevre ve içerik olarak aynı yolu izlerse, eğer günlük haberlerin etkileyici entrikalarının yayımı müzik tecrübesinin terazisinin her iki tarafındaki teknik sorunları aşmaktan başka birşeyi göstermeye yetmezse(-gerçek jazz veye ucuz taklitler), veya Beethoven senfonisinden hareketle kabaca bir film müziği, Tolstoy romanında olduğu gibi anlaşılmaz bir şekilde, uyarlanırsa; eğer bunlar böyleyse halkın içgüdüsel isteklerinin tatmin edildiği iddiası koskoca bir balondan ibarettir!



Theodor W. Adorno

Çeviri : Volkan Çelebi

sfer
30 Aralık 2008
14:00 Salı
Ynt: Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma
Dört-beş kez okumama rağmen, Adorno’nun burada ne demek istediğini tam olarak anlayamamış olmakla birlikte…

Son yıllarda yükselişe geçen, yüksek gişe hâsılatları elde eden, eski günlerine geri döndüğü söylenen günümüz Türk sineması, genelde 2 tip film üretmektedir. Birincisi tamamen piyasaya yönelik, gündelik tüketilip sonradan unutulan filmler, ikincisi ise (zaman zaman Avrupa’dan ödüller de alan) “sanat filmlerimiz” (festival filmleri de deniyor).

Birinci tip filmleri hepimiz çok iyi biliyoruz. Recep İvedikler, Goralar, Aroglar, eskiden M. Ali Erbil’in oynadığı her şeyiyle yüzeysel, basit, birbirinin benzeri filmlerdir. Büyük reklamlarla pazarlanırlar, tamamen tüketim kültürünün ürünüdürler. Birkaç saatliğine insanlar eğlenir, sonra unutulur gider. Öyle ki, gişede rekorlar kırmış bu filmler TV’de gösterildiklerinde hiçbir reytingi altüst etmez.

İkinci tip sanat filmleri olarak tanımlanan filmler de, aslında Türk sineması için oldukça yeni olan bir kavramdır. Bundan 10 yıl kadar önce bu tür filmler pek bilinen bir şey değildi. Bu filmlerin özellikleri de, yine hepimizin çok iyi bildiği gibi, geniş halk kitlelerine hitap etmeyen, bundan dolayı gişelerde fazla başarı kazanamayan filmlerdir. Sanatsal yönünün ağır bastığı, anlaşılması için belli bir birikime sahip olunması gerektiği söylenir. Metaforlar sıklıkla yer alır, bir olay örgüsünden çok bir durumu anlattığı söylenir, anlatım bazen çok karmaşık olabilir, deneysel çalışmalar bulunabilir vs. Bir iki kamera oynatması, birkaç ayna numarası, göz aldatması da sinema dili olur ve izleyiciler bu başarısından dolayı yönetmeni alkışlarlar(!)

Ama resmi yayımlamada halkta kendiliğinden oluşan her iz profesyoneller tarafından seçilen kaliteli insan bulucular, stüdyo yarışmaları ve resmi programların her türüyle kontrol edilir ve soğrulur. Kaliteli olanları çok öncelerden onların çok fazla bilmediği bir endüstriye ait olur.

Burada söylendiği gibi, Avrupa’nın dağıttığı ödüller de yeni yetişen sinemacılar için bir yol göstericidir. Ya piyasa filmleri çekeceksin, diziler yapacaksın(o kadar şanslıysan tabi) ya da daha derin düşüncelerin varsa işte sana Avrupa sanat sineması. Aynı seçim durumu izleyici için de geçerlidir.

Oysa bir zamanlar Türk sinemasının çok özgün bir dili vardı. Bu özgünlükten, yerel değerlerden, ülkenin gerçeklerinden yola çıkarak evrensel bir dile ulaşıyorlardı. Bundan dolayı da bu filmler halen daha televizyonlarda dönebilmektedir. ?imdi bu durum kayboldu, Türkiye’de sinema tamamen endüstriyel bir hal aldı diyebiliriz.

eksi273
30 Aralık 2008
15:00 Salı
Ynt: Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma
Bende Volkan Çelebinin nasıl çevirdiğini anlayamadım..

İletişim | Üye olmak istiyorum | Şifremi unuttum
Son bir saattir 12 kişi sofistike'de